2009 Yılında Din Görevlisi Olarak Hacca Giden Hocamız Yaşar Ayazoğlu’nun, Hacda Hac Belgeseli Çekimini Yapan Semerkant Tv’ye Yapmış Olduğu Hacla İlgil Konuşma

KABE VE KUTSAL HAC YOLCULUĞU

Yüce Allah’ın selamı, rahmeti,  sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) üzerine, onun al ve ashabına ve bütün Müslümanların üzerine olsun.

Kime ki Kâbe nasip olsa Hüda Rahmet eder,

Her kişi hanesine sevdiğini davet eder. (Nahifi)

Yüce Allah Kuranı Kerim’inde “Şüphesiz ki âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için yeryüzünde kurulan ilk ev(mabet) Mekke’deki o çok mübarek Kâbe’dir orada apaçık nişaneler (ayrıca) İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olup, yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.  Kim inkâr ederse bilmelidir ki Allah bütün âlemlerden müstağnidir.”(Ali İmran 96-97). Ayrıca yine Kuranı Kerim’de “Onu (Kâbe’yi) çevreleyen mescide de el mescidül haram (İsra 1)denir. Mekke şehri de haram diye nitelendirilip diğerlerinden farklı olarak ilahi feyiz ve berekete, insanların maddi ve manevi açıdan temizlenmesine, arınmasına mahal kılındığı, vesile olduğu, buraların korunmuş ve saygıya değer yerler olduğu belirtilmiştir. ”(Ankebut 67)

Resulü Ekrem de Mekke’nin fethedildiği gün yaptığı konuşmasında bu beldenin, yerlerin ve göklerin yaratıldığı gün Allah tarafından haran kılındığını ve kıyamete kadar da böyle kalacağının bildirmiştir. Yine peygamberimiz yeryüzünde Allah’a en yakın ve en sevimli olan yerin
Kâbe ve çevresi olduğunu bildirmiştir.(Buhari)

Haremin bir hususiyeti de orada işlenen sevap ve günahların karşılığının da fazlasıyla verileceğidir. Makamı İbrahim’de ve Beytullah’da yapılan dualara 71 bin melek âmin der.

Dünyanın kendi etrafında döndüğü gibi insanlar yaptıkları tavafla Kâbe’nin etrafına, Melekler de semada Beytül Mamur’un etrafında dönerler. Hz. Peygamber Efendimize Miraç sırasında gösterilen Beytül Mamur yedinci semadır. Bir gelen bir daha gelmemek üzere her gün 70 bin meleğin ziyaret edip ibadette bulunduğu bir mabettir. İşte Beytullah da yeryüzünde bunun bir misalidir. (Müslim)

Kâinatta her şey tavaf halindedir. Ay dünyayı, dünya güneşi tavaf ediyor. Zerreden küreye her şey dönüyor. Kâbe’nin etrafında tavaf eden milyonlarca Müslüman’ın oluşturduğu tablo Samanyolu’ndaki milyarlarca yıldızın dönüşüne sanki eşlik ediyor. Tavaftaki manevi hazza erişebilmek için insanın kendini tavafın akışına bırakması  gerekir.

Hac, hem mali hem de bedeni bir ibadet olmakla beraber sabır gerektiren çok yönlü, manevi hazzı çok yüksek olan bir ibadet tir. Haz organizasyonunun bu dünyada başka bir örneği yoktur. Hac adeta mahşerin, kıyamet gününün bir ön hazırlığıdır. Haz bu fani dünyada cennetle müjdelenen Aşere-i Mübeşşere’den sonra yüce Allah’ın kullarına en büyük lütfüdür. Çünkü peygamber efendimiz “makbul bir haccın karşılığı ancak cennettir” diye müjdelemiştir. Diğer hadisi şeriflerinde ise: “kim Allah için hacceder de (Allah’ın rızasına uymayan ) kötü söz ve davranışlardan Allah’ın hükümlerine karşı gelmekten sakınırsa (kul hakkı hariç) annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak hacdan döner. Kim kabrimi ziyaret derse şefaatim ona vacip olur” (Buhari) buyurmuştur. Ne mutlu bu müjdelere nail olanlara.

Hac’da âlemlere rahmet olarak gönderilen, insanlığa gerçeklerin ufkunu açan Allah’ın Resulünün yaşadığı mekanları görmek, onun yürüdüğü yollarda yürümek, kabri şeriflerini ziyaret etmek, onu korumak için seve seve canları feda eden güzide ashabının kabirlerine Fatiha okumak, onlarla ilgili hatıraları yad etmek, bütün insanlığı aydınlatan, vahyin indiği ve tebliğ edildiği kutsal mekanların havasını solumak, bugüne kadar namaz kılarken yöneldiğimiz kıblegahımız olan Kabe’i Şerifi çıplak gözle görmek, onun yanında birebir namaz kılmak, orada el açıp dua etmek, her Müslüman’ın en büyük, en tatlı özlemidir. Allah’ın lütfü ile bu özlemimize kavuştuk. O manevi hazzı doyasıya yaşadık.

Gerek Mekke’de Beytullah’da ve gerekse Medine Mescidi Nebevi’de ecdadımız Osmanlının eserleriyle karşılaşmak ve birçok mekânda onların izlerine rastlamak inanın insana ayrı bir haz veriyor. Ecdadımız Osmanlının ufkunun ne kadar geniş olduğunu insan orada daha iyi anlıyor. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun.

Yüce Rabbimden duam tüm Müslümanların Kabede ki o tarifsiz hazzı yaşaması, o kutsal mekânların havasının soluması ve makbul bir hac yaparak hacı olmasıdır. Yüce Allah tüm Müslümanların hacdaki birlikteliğini siyasi ve ekonomik hayata da yansıtsın. Âmin. Sözlerimi Hz. Ali (r.a.)  ile ona soru sormak için geldiğini söyleyen bir adamın konuşmasıyla bitirmek istiyorum.

Bir adam Hz. Ali’ye gelerek sana dört sorum var dedi. Hz. Ali de buyur sor dedi.

Adam:   Vacip nedir? Vacipten evvel vacip nedir?

Hz. Ali:  Tövbe etmek vaciptir. Tövbeden önce günahları terk ise ondan evvel vaciptir.

Adam:   Yakın nedir? Yakından yakın nedir?

Hz. Ali:   Kıyamet yakındır. Ölüm ondan daha yakındır.

Adam:   Acayip nedir? Acayipten daha acayip nedir?

Hz. Ali:   Dünya acayiptir. Ahreti unutup dünyayı sevmek daha acayiptir.

Adam:    Zor nedir? Zordan daha zor nedir?

Hz. Ali:   Kabir zordur. Azıksız, amelsiz kabre girmek ondan daha zordur.

Allah’a emanet olun…                                                                                                                                   YAŞAR AYAZOĞLU

Share and Enjoy:
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Blogplay

No related posts.

Related posts brought to you by Yet Another Related Posts Plugin.

Benzer yazılar

No related posts.

Related posts brought to you by Yet Another Related Posts Plugin.

Yorum yapın