ARİFAĞA AYAZ ‘İN ATALARININ YÜREK BURKAN ÖYKÜSÜ

ARİFAĞA AYAZ ‘İN ATALARININ YÜREK BURKAN ÖYKÜSÜ

 

Ramazan bayramı süreciydi sabah erken saatte evden çıkmıştım. Aheste aheste yol alırken birden aklıma Arif ağa büyüğümün köye geldiği geldi. O şimdi Of’a gider kaçırmadan yakalayayım dedim, telefonda açmadım her şey doğal olsun dedim.

 

Yaya yola koyuldum tam kapılarına yanaşmıştım ki; baktım ağam yatık far yeşil renkli Mercedes’ini çalıştırmış her zamanki gibi ilahı okuyan kasetini çalarak yol almaya başlamıştı.

 

Ağamı yolundan ettim. Çünkü özellikle atalarıyla ilgili öğrenmek istediğim çok konular vardı. Yakalamışken bırakmak istemedim ve ağamla babasının meşhur dut ağacının altındaki kamelyaya oturduk. Hemen konuya girdim. O arada asırlık Hakife teyzem yani ağamın annesi elindeki fındık çubuğundan yapılmış değneğiyle yanımıza sessizce geldi. Hoş sefadan sonra tarih boyu hiç bitmeyen fındıklarından yine bakır sahanı doldurarak bize ikram etti. Bir taraftan fındıkları kırarken diğer taraftan ağam bize kendinizi anlat dedim.

 

 

Artık söz ağamın, Ağam; “1952  yılında köyümüzde doğdum. Okul çağına geldiğimde Köyümüzde okul yoktu. Köyümüzdeki kavak camiinde Çaykaralı CEMAL EFENDİ isminde hocadan kuran okumaya, başladım. O yıllarda neredeyse köyün tüm erkeği kızı camiye gidiyordu. Orta mahalle camimizde de Ömer KIROĞLU rahmetli Kemal amcanın babası imamdı. O da çok iyi çocuk okuturdu. Çocuklara daha iyi okusunlar diye hediye olarak boyalı şeker verirdi, çok mübarek bir insandı.

1961 yılında  köyümüzde Aşağı kışlacık ilkokuluna okumaya başladım. Önceden camide okumamdan çok fayda görmüştüm hocalarımın söylediklerine göre  çok da zekiydim.  Okulda öğretmenler bana sınıf atlattı okulu  4 yılda bitirdim.

Medrese eğitimimi 1969 yıllarında Rize de başladım. Daha sonra ÇALEK (Siraağaç) köyünde de 5 yıl ÇALEKLİ HACI DURSUN EFENDİ’DEN her gün iki saat yaya gidip gelerek okudum ve YARANOZ (KAVAKPINAR) köyünde düzenlenen icazet merasiminde icazetimi Rahmetli Hacı Dursun efendiden aldım.

Daha sonraları evlendim, 1972 yılında askere gittim. Askerliğimin acemi dönemini Tunceli Hozat ilçesinde yaptım. Usta birliğim Ankara Anıt tepe jandarma kışlasıydı.

Buradayken  jandarma olduğumda dolayı   Adıyaman ve Kahramanmaraş’a görevlere gittim. Ankara’ya birliğime geri döndüm, burada  20 ay askerlik süremi tamamlayarak terhis oldum. Kıbrıs harekâtı başlamıştı. Jandarma olduğumdan Kıbrıs harekâtına bizi almadılar, teskeremizi verdiler ve evimize geldik.

GURBETE ÇIKIŞ VE ORADAN YURT DIŞI MAZISI

 

Hayata atılırken İmamlık vazifesi yapmayı pek istemedim. Gençlik yıllarımda dayım bana taş duvarı ve inşaat ustalığını öğretmişti. Serbest çalışmayı istedim şoförlük mesleğim olmasın ve köyümüze bağlı kalmamak için ehliyetimi ağır vasıta almadım. Babamda rahmetli bize oğlum bu köydeki gelirim beni bakmadı  sizleri hiç bakmaz diye nasihatlerde bulunuyordu. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ülkemizi kurtarmak için ilk adımını atiği Samsuna bende ailemin geleceğini kurtarmak için  ilk adımımı Samsun kirazlığa attım.

Burada iki blokluk bir  binanın  kalfalık işini bir akrabamın aracılığıyla aldım ve işi anlımın akıyla zamanında kusursuz teslim ettim. Çok da güzel de para kazandım.

Sonra 1978 yıllarında İstanbul’a gittim. Burada da bir süre kalfalık işleri yaptım. Daha sonra bir yakınımla ortak olarak inşaata başladık.

1985 yılında ben ayrılarak Libya ya inşaatlara çalışmaya gittim. Burada şantiyelerde çalıştıktan sonra İstanbul’a gelerek tekrar bir başka yakınımla yine ortak bir inşaata başladım. Daha sonra  1995 yılında ortağımla ayrılarak yalnız başıma inşaata başladım. O gün bu gündür  yalnız başıma inşaatlarla uğraşıyorum.

Şu an ilk inşaata başladığım yer olan Samsun’da inşaat yapıyorum, herhalde inşaatçılığa da burada veda yapacağım gibi görünüyor! Hayırlısı…

Günümüze geldiğimde hocalığımı, İslamiyet’i tebliğ için bir müftü veya iyi bir vaiz olarak görevler yapmak isterdim, ama kısmet buymuş…

Evli ve 4 çocuk babasıyım, çocuklarımın 3’ü erkek biri kız. Erkeklerin en büyüğü benim mesleğim müteahhitliğe İstanbul da devam ediyor. Diğerleri biri inşaat yüksek Mühendisi bir diğeri de tasarım mühendisi oldular.

Kızım da öğretmendi, evlilikten sonra eşiyle birlikte yurt dışına yerleştiler, dolaysıyla mesleğini yapmıyor.

Babamın babası Maksut ve amcaoğlu Talip 1. Dünya savaşı yıllarında Doğu cephesinde Kars Erzurum Sarıkamış bölgelerinde askere gittiler. Uzun zaman cephede savaştılar, her ikisi de geri gelmedi şehit oldular.

O günler çok acıklı günlerdi. Ülkemiz çok zor durumdaydı, insanlarımız çok zor günlerden geçti. Rahmetli babam Atalarında duyduklarını bize naklederdi. O zor günlerde Cepheden kaçan kişiler sonraları yaşam sürecinde çok ağır bedeller ödediler, ölecekleri zaman günlerce vurun beni öleyim diye bağıra bağıra canlarını çok zor verdiler. Allah af eylesin…

ATALARI VE SAVAŞ YILLARI

 

Atalarım Babam Muhammet babası Maksut onun Babası Hasan Babası Arif ağa babası Uzun Hasan diye devam ederek gider.

Babam Muhammed’in erkek kardeşi Hasan’dı. Fatma ve Meryem adına iki de kız kardeşleri vardı. Babamla amcam biri 2 diğeri 6 yaşlarındaydılar. Başlarında babaları Maksut ve sağ olan tek yakın Amcaoğlu Talip  yoktu.  Onlar cephede savaşıyorlardı. 1916 yılının şubat ayıydı, Rus askeri Of’a yanaşmıştı. Köy kasaba halkı Ruslara esir düşmektense yaşadıkları yerleri ter etmek zorunda kalmışlardı. Ellerindeki sağlam yük ve süt hayvanlarını savaşan askerlerimize vererek zayıf ve cılız hayvanlarla dağlık uygun olmayan yol ortamında kılıf kıyafetleri yiyecekleri yetersiz nakil vasıtaları yok denecek kadar az yaşlı kadın çoluk çocuk Muhacirliğe çıkmaya başladılar. Bu yolculuğa katılmak zorunda kalan babaannemin başında erkek yoktu. Çocukları da çok küçüktü. Giresun, oradan  Samsun tarafına yaya gittiler. Yolda Rus askerinden gizlenmek için denizin kenarındaki kayalıkların içine gizlendiler. Burada günlerce aç susuzluk kaldılar, gizlendikleri yerlerden dışarı çıkıp bir damla su arayamadılar çocukların ağızlarına her ne kadar deniz suyu sürdüselerde olmadı. Kızların ikisi Fatma ve Meryem orada açlık, susuzluktan orada öldüler. Cenazelerini hemen önlerindeki denizin kumlarına gömdüler. Rus askeri her tarafı sarmıştı Babaannem iki oğluyla baş başa kalmıştı, belli bir süre sonra geri dönüyorlardı, yolda karşılarına Rus askerleri çıktı babaannemin elinden babam Muhammedi aldılar, iki kızını aç susuzluktan kaybeden bir de oğlunu Rus askerlerine kaptıran babaannem tamamen çökmüştü. Çok çaresiz ve bitkin’di. Yapacak bir şeyi kalmamıştı yanında tek kalan oğlu Hasan sarılarak can havliyle ellerini yaratana açarak Yarabbi beni çocuklarımla sağ salim evime kavuştur. O günü göreyim üç gün sonra canımı al diye yalvardı.

O anda köyümüzden aynı kaderi paylaşan İlyas Ayaz’ın oğlu  Ali amca birden ortaya çıktı. Babaanneme Muhammet nerede diye sordu, o da Rus askerleri oğlumu aldı gitti diye feryat figan seslendi. Ali amcada babaanneme gelin sen ne yaptın! Çocuğu onlara niye verdin! Ocağını kimle şenleneceksin diye isyan ederek  hemen ok gibi fırladı ve  çok uzaklaşamayan Rus askerlerini kısa zamanda buldu. Onlara Rus  parası olan Manat parası verdi, çocuğu geri aldı. Beraberindeki çok da güçlü olmayan eşeğin yükünün ortasına çocukları gizleyerek köyümüze sağ salim geldiler.

Dedemlerin her ikisi de  şehit olmuştu, eve Babaannem ilk oğluyla birlikte evimize yerleştiler babaannem dua ettiği gibi 3 gün sonra  vefat etti. Babamlar çok genç yaşta tamamen yetim kaldılar babaannemin kabristanlığı kavak camii yanındadır. Mezarını türbe yapayım dedim büyüklerime çok sordum ama mezarını bir türlü bulamadım. Büyüklerimiz atalarımızın Talip ismini bana Arif ismini kardeşim Halise bu yaşananlardan dolayı verdiler.

Bu vatan bu topraklar bizlere çok zor şartlarda kalmıştır. İnsanlarımız  birbirleriyle kin tutmasınlar kardeş gibi yaşasınlar ufak tefek şeyleri kafalarına takmasınlar, problem etmesinler. Birbirimizin ufak tüfek suçlarını aramayalım af edelim bizler bir şey bilmeyiz her şeyi bilen ve her şeyin sahibi ALLAH’ TIR. Diyerek böyle yaşanmış dramatik bir hayat hikâyesinden bir kısmını bize aktarmış oldu.

Bizler bu gün, atalarımızın torunları olarak, güzel ülkemizde güllük gülistanlık içinde yaşarken, atalarımızın verdiği büyük mücadelelerin, çektikleri büyük acıların ve ödedikleri büyük bedellerin maalesef idraki içinde değiliz.Bizlere bu cennet vatanımızı armağan eden, bu uğurda şehit ve gazı olan, çekilmesi imkânsız yokluk ve acıları çekerek ülkemizi bu günlere taşıyan atalarımıza Allah rahmet eylesin. Mekânları cennet olsun. Devletimizi ve milletimizi yüce rabbim korusun.

 

Röportaj: Hüseyin Ayaz Aşağı kışlacık köyü Of

Benzer yazılar

Yorum yapın