Güneş yeniden doğudan doğar mı ?
Kendi değerlerine gerçek değerini verirse,sabır gösterir ve destek olursa elbette bu ülkede yine oyun bozulur. Trabzon’da Güneş’in doğmasına sabır gösterilirse yıllarca hasretinin çekildiği şampiyonluk uzak değildir.
Yönetimin sezon başında yaptığı yanlış teknik adam seçimi sonucunda Trabzonspor bu rezil denebilecek duruma düşürüldü. Şimdi ise aslında ilk yapılması gereken yapılıyor. Geçen sene ne olursa olsun ”şampiyonluğa” oynayan bir takımı; bu hale getiren bir teknik adam bulundu. Hem de arananların en iyisini bulduk yutturmasıyla. Sonuç da işte böyle oldu. Bunun tek sorumlusu yönetimdir. Madem aklında bugünkü yapılanma vardı ne diye Trabzon’un kimyasına en uymayacak birini alıyorsun. Trabzon’da hiç yok muydu bu ve bunun gibiler.
Birileri hala Trabzon için Trabzonspor’un ne değere sahip olduğunu bilmiyor herhalde? Trabzonspor’un başarısını ya da başarısızlığını konuşurken şehrin topyekûn sağlığını etkileyen bir olaydan bahsettiğimizi göz ardı etmemeliyiz. Trabzon valisi Recep Kızılcık;”Trabzonspor’umuzun başarısı ilimizin sağlığı ve mutluluğunu doğrudan ilgilendirdiğini biliyoruz.” diyerek şehir için şehrin sosyal yaşamı için ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayarak güzel tespitte bulunmuştur. Bazen arkadaşlarla konuşurken kötü gidişatı şehri etkisin anlatırken ”Trabzon’daki kanser vakalarının en büyük müsebbibi Trabzonspor’dur” diyerek espri de olsa psikolojik etkiyi vurguladığımız oluyor.
Şimdi kurtarıcı olarak sarıldığımız Şenol Güneş Trabzonspor’un yetiştirdiği en değerli spor adamalarından en başta gelenidir. Sporculuk kariyeri ortadadır. Teknik adamlık kariyerinde Dünya Kupası üçüncülüğü vardır. Herhalde bunu da kolay elinden alacak çıkamayacaktır. Uzun yıllardan sonra Trabzonspor’u bazı ”çirkin oyunlar” olmasaydı şampiyon bile yapmaya az kalmıştı. Güney Kore’de Türkiye’yi ve Trabzonspor’u en iyi şekilde temsil etmiştir. O çok sevdiği Trabzonspor’un teknik adamlık teklifini sözleşmesinin devam etmesinden dolayı kabul etmeyerek birilerine mesleki etik örneği göstermiştir. Tabi ki bunu anlayanlar pek az olsa da.
Aslında Şenol Hocanın gelmesine sevinsek mi üzülsek mi bilemiyoruz. Çünkü biz kendi insanına yeteri kadar değer vermemekte mahir bir toplumuz. Bu kendi elinde yetişen evladını harcama korkusundan ileri geliyor. En küçük başarısızlıkta önce onun gönderilmesi konuşulacaktır. Hem onun muhalifleri Trabzon’da şimdiden kazanın altını yakmaya başlamışlardır. Geldiğine seviniyorum çünkü Trabzonspor’un hemen hemen her kademesinde bulunmuş birisi. Trabzonspor’un her sevincinde ve kederinde o var. Trabzon’da mutluluğu da üzüntüyü de görmüş Şenol Hoca. Şimdi bütün yerli duygusuyla fakat edindiği futbolun evrensel bilgisiyle Trabzonspor’un başına başarılı olmaması için hiçbir neden yoktur. Yeter ki ona inanalım. Yeter ki ona güvenelim. Onu yarı yolda bırakmayalım. Bu Trabzonspor’un şampiyonluk adına giriştiği son savaşım olur eğer başarılı olmasına izin verilmez ve sabır gösterilmezse.
Yönetim yaptığı hatadan vazgeçerek doğruyu yapmıştır. Bundan sonra kısa zamanda alınacak başarısızlıklardan hemen hocayı gönderme fikrini kafasından atmalıdır. Sonuna kadar Şenol Hocanın arkasında durmalıdır. Eğer günü kurtarma adına yapılmışsa tüm bunlar yazık da ne yazık. En büyük görev taraftara düşüyor. Gerçek taraftarlığını göstererek bu zamana kadar göstermediği sabrı gösterirse bu tünelden Trabzonspor özlenen şampiyonlukla çıkar. Yok, eğer 1-2 maç sonucu kötü gidişlerde uğuldanmalar başlarsa… Böyle gelmiş böyle gidecek şarkısını ilelebet söyler dururuz. Şenol Hocam sabır ve destek bizden başarı senden gelecek. Başarmaya mecbursun. Gemileri yaktın da geldin biliyoruz. Mustafa Kemal gibi bu milletin kötü giden talihini değiştirdi. Sen de bu şehrin kötü talihini değiştirebilirsin.
Bedevi Avrupalı
Yükselişini ve refahını tamalayan Avrupa inişe geçmeye başladı. Ötekine tahammülsüzlük onu içinden koparıp atma güdüsü baskın gelmeye başladı. Kendi içine çekilerek kendine düşmanlar üretmeye başladı.
Yıllar önce köyünü kentini terk ederek daha iyi yaşam koşullarına sahip olmak için memleketini ve sevdiklerini bırakarak Avrupa’ya gitti bizim diğer Müslüman ülkenin vatandaşları. Avrupalının her türlü hizmetini gördü. Kimisi para kazanıp, kısa zamanda geri gelecekti. Milli ve manevi değerleri bir kenara itip kısa zamanda zengin olacaktılar. Ama öyle olmadı. Zaman uzadı. Ne Avrupalı oldu, ne de kendi gibi kalabildi. Bu ikilem onu hem burada hem de orada sıkıntıya soktu. Kendini bulmak ancak milli ve manevi değerlere tekrar sahip çıkmakla mümkün oldu. Bu sebeple dini değerlere sahip çıkmakla kendini muhafaza etmek aynı anlama geldiğini fark etti. Zaten bilinen de o dur ki kültürü oluşturan en büyük öğelerden birisi dindir. Dine ve kutsallara sahip çıkmak kendini, özünü korumak anlamına geldiği için bu alana yöneldi gurbet eldeki yabancılar.
Avrupalı bildiğimiz Avrupalı. Hiç değişmedi değişmeyecek. Mehmet Akif ne güzel benzetme yapmış onu tek dişi kalmış canavar diye. Şimdi ne kadar zaman değişse de gömleğini değişse de içini hiçbir zaman değiştirememiş ve bu gidişiyle de değiştiremeyecek bir Avrupalı var karşımızda. Medeniliği hep kendine olan, kendi dışında haklar mevzubahis olunca kulaklarını tıkayan ve gözlerini kapayan bir çağdaş görünümlü bedevi. Bunlardan eşitlik beklemek, bunlardan saygı beklemek çok iyi niyetlilik olur.
İsviçre’nin diğer Avrupa ketlerine göre en özgürlükçü, en demokratik ülkesi olduğu eskiden beri söylene gelirdi. Eğer en medenisi bu ise en bedevisi nasıldır acaba? Camide minare olsa ne olur olmasa ne olur. Bu Müslümanların ibadetine bir halel getirmez. Ancak birlikte yaşamayı içine sindirememe adına bu bize bir referans sunuyor. Demek ki bundan sonra bu ve buna benzer hareketler göreceğiz Avrupa’nın diğer kentlerinde. Bundan önce yaşadığımız karikatür krizleri bunlardan bağımsız düşünülecek şeyler değildir. Bu aslında bir çatışma ortamının hazırlanması için girişilen hareketlerin öncüleri gibi duruyor. Bir bakmışsın ki yarın başka bir yerde bir başka yasaklama. Bu da ileride olması muhtemel çatışmalara davetiye görevindedir. Bunun karşılığında yarın İslam ülkelerinde bulunan Hıristiyan mabetlere karşı misliyle karşılık verilirse bundan kim sorumlu olacak? İşin bu kışkırtıcılık boyutunu bu tür sorumsuzlukları, hoşgörüsüzlükleri yapanlar düşünmelidirler.
Herkes yaptıklarının nereye ve neye varacağını iyi düşünmelidir. Tekrar çatışmaya ve büyük savaşlara doğru giden bu hareketler Avrupa’nın önde gelenleri tarafından önlenmeye çalışılmalıdır. Tansiyonu düşürücü söylem ve eylemlerde bulunmalılar. Ötekine yaşam hakkı tanımayan, çatışmayı körükleyen çabalar kimseye fayda vermez. En çok da kendilerine zarar verir. İslam’ın hızla yayıldığı Avrupa’nın yarınları elbette farklı olacaktır. Önemli olan birlikte yaşamayı içine sindirmek ve bu kültüre katkı sağlamaktır. Ötekini herkes becerir. Avrupa medeni mi yoksa bedevi mi olduğuna ya da olacağına karar vermelidir.
Bu yasağın ortaya çıkmasını sağlayan bizim İzmir’den çıkıp giden babası Türk birisinin ön ayak olması yasağın bize ait olduğunu göstermez. Avrupalı oldu böyle oldu demek daha doğru olur bu durum için. Demek ki nasıl biz içimize çekilip kendimizle didişip enerjimizi harcadık ve harcıyoruz. Bu konuda Avrupa’ya da ”örnek” olmuşuz. İçine kapanan kendinle uğraşır, kendi içinde düşmanlar üretir. İnsan da öyle değil midir ki kendi içine kapanan insan psikolojik sorunları daha çok yaşıyor.











